Görsel İletişim

Görsel İletişim

Görme duyusu en önemli duyularımızdandır. Çevremizdeki nesneleri, olayları, durumları önce görerek tanımlar ve anlamaya çalışırız. Yaklaşık olarak MÖ 15.000’li yıllarda bize ulaşan en eski mağara resimlerini (fransa Lascaux mağarasındaki) yapmış olan atalarımız, gördüklerini algılayabiliyor ve resmedebiliyordu. Bu resimlerde av sahneleri ve insanoğlunun varlık sembolü olarak kullanılmışçasına el resimleri vardı. Bu resimler imgelerin insan üzerinde etkisine ilişkin şekil çizerek yapılmış ilk görsel iletişim örnekleridir.

Lascaux mağarasındaki bu çizimler görsel iletişimin ilk örnekleridir. Görsel iletişim şeklinde oluşturulmuş mesajların işitsel iletişimden belirgin farkı, kalıcılığı ve dolaylı olarak farklı zamanlarda etkinliğini sürdürebilmesidir. Bu görsel iletişimin kalıcılığını ve belge niteliğinde kullanılmasını sağlamıştır.

İlkel avcılar, oklarını ve taş bıçaklarını kullanarak elde ettikleri avlarının yalnızca resmini yapmakla, gerçek hayvanlarında kendi güçlerine boyun eğeceklerine inanmaları. Kızılderililerin bir halat üzerine çeşitli sıra ve aralıklarla attıkları düğümler, taş üzerine kazıdıkları şekiller dolaylı olarak iletişim kurarak mesaj vermeleri.

Sembollerle İletişim Kurma

Doğrudan iletişim biçimlerine göre çok daha farklı, derin ve algılama seviyesine göre şekillenen zengin bir boyutta gerçekleşir. Bu yüzden sembolizm, resim, din, edebiyat gibi dallarda yoğun biçimde kullanılır. Tüm din kitapları sembolik anlatımlarla doludur. Matematiksel bir işaret olan rakamlar, başlı başına sembolik bir yapıya sahiptir.

Semiyoloji bilimine göre semboller;

0: Sıfır sınırsızlığın ve sonsuzluğun sayısıdır. 1 sayısı var olmayı ve olumsuzluğu ifade ederken, 0 var olmayı, yokluğu ifade eder. Elektrik düğmelerinde ve bilgisayar programlama dillerinde 1 açık, 0 ise kapalı anlamındadır.

3 : Pek çok dinde kutsal bir sayıdır. Doğum, hayat ve ölümü, Hıristiyanlıkta Baba Oğul ve Kutsal Ruh’u simgeler. Hindistan’da 3, Brahma, Vishnu ve Shiva’nın sembolüdür. Bu üçlü tanrının üç temel gücünü sembolize eder.

7: Kutsal bir sayı olarak bilinir. İlahi bir sayı olan 3 ve dünyayı sembolize eden 4’ün birleşiminden oluşur.

13: Uğursuz bir sayı olarak bilinir. İsa’nın son yemeğini yediğinde
yemeğe katılan 13 kişiydi.

9/11: On Eylül 2001’de özel hiçbir anlama sahip olmayan bu rakam
bileşimi, 11 Eylül’deki terörist saldırı sonrası o günü ve olayı simgeleyen bir
yapıya ulaşmıştır.

Gerek batıl inançlarda gerekse büyü ve tılsımlarda, sayılara büyük bir önem verildiğini görüyoruz. Örneğin sayı adedi yerine getirilmezse başarısızlık nedeni sayılır;Üç kere tükürmek, Dörtyol ağzına gömmek, Yedi evden iplik toplamak, kırk gün yıkanmak, Kırkbir kere maşallah demek, merdiven altında geçmek vb.

Mısır hiyeroglifleri, resim yazılardan ideogramlara (büyük ölçüde soyut, fikir ifade eden işaretler; ancak bu işaretlerde ses değeri taşıyan izler de görülebilir) ve oradan da fonogramlara (ses işaretlerine) doğru gelişti. Numeroloji dünyanın en eski sembol birimidir. Plato, bu dalı ‘bilginin en üst seviyesi’ ve ‘cosmic anatominin özü’ olarak adlandırmıştır.

Çin kültüründe sayıların mikrokosmos ve makrokosmos arasındaki uyumun anahtarı olduğu belirtilir. Phytogoras rakamlar için ‘Her şeyi sayılar belirler’ demiştir. Tüm sayılar küçükten büyüğe doğru sıralandıklarında artarak çoğalır ve öncekinin üstüne eklenerek sonrakini yaratırlar. Her sayı sonrasını yaratır, bir ikiyi, iki, üçü… Bu tüm sayıların bu yüzden varoluşu simgelediğinden bahsedilir. Yunan Matematikçi Pisagor’a göre çift rakamlar dişil, tam olarak eşit iki yarıya bölünebilir ve pasiftir; tek rakamlar erkil ve aktiftir.

Sembollerin Yaşayan Dünyası

Hayatla bunca iç içe olan semboller farklı devirlerde farklı anlamlar yüklenmiş olsa da, anlamak ve anlatmak sürecinde kendilerine has bir iletişim tarzı oluşturmuşlardır. Bu semboller kimi kez bir duvar süslemesinde, kimi kez bir çini tabak üzerinde, kimi zaman ise bir kilim dokumasında karşımıza çıkar. Her tür sembol, gizemli ve içe dönük bir yapı taşır kendi öz doğasında. Bu yapı onu biraz kendisiyle dost, içsel olarak özüne bağlı bir karaktere sokar. Bu sayede belki kolayca söyleyemez sözünü, ancak yine bu özelliği sayesinde her bakanın aklında farklı boyutlarda şekillenir. Örneğin hayat ağacı figürünü bir kez kilim ve taş süslemeleri üzerinde tanımlamaya başladığımızda, artık kilim ve duvar üzerindeki şekiller bizim için daha derin ve detaylı anlamlar taşımaya başlar. Artık birer dekoratif özellik taşımaktan çok, anlamsal derinliğe sahip birer görsel eleman haline dönüşürler. 

Yaşamın bir parçası olarak süregelen bir devinimi ve bilgi aktarımını üstlenen semboller,kimi Zaman somut kimi zamanda soyut biçimlerle karşımıza çıkar. Süsleme sanatında pek çok defa gördüğümüz lale, ağaç, kuş ve balık gibi motiflerin yanı sıra, soyut bazı formlar, dokular, bordürler sembolik anlamlar taşır. Sembollerden yoksun bir dünya, hiç kusursuz derinlikten ve anlamdan yoksun sığ bir dünyadır. Bu yüzden dünya üzerindeki her türlü felsefi derinliğe sahip inanış, öğreti ve yaklaşım sembollerle örülmüştür. Semboller halk kültürünün, sanatının ve mitolojinin vazgeçilmez öğelerindendir.

Sıradan gibi görünen soyut temel formlar (üçgen, kare, daire, beşgen vb.)
yeri geldiğinde derin sembolik anlamlara sahip birer forma dönüşebilir. Dolaylı bilgilendirme niteliğine sahip olan sembollerin yaşayan bu özelliği onları ölümsüz kılar. Örneğin Osmanlı kültüründe mezar taşları başlı başına bir form diline sahiptir ve o mezardaki kişinin, hayatı, mesleği, kariyeri, cinsiyeti hakkında bilgi verir.

Semboller anlatılması çok uzun sürebilecek konuları çok kısa öz ancak derin bir anlam boyutunda aktarabilme özelliğine sahiptir. Bu rafine ve konsantre nitelikleri onların az şeyle çok şey anlatabilme özelliklerini güçlendirir. İçeriksel zenginliğin yanı sıra biçimsel dil olarak da kolay ve hızlı bir anlam sistematiğine sahiptirler. Sembollerin doğasındaki bu hız onları iletişim boyutunda farklı bir yere taşır. 

Bindokuzyüzdoksansekiz = 1998 

“Rakamların içeriklerini iletmedeki hızları, kapsamlı bir konuyu sembol
yardımıyla anlatmaya benzetilebilir. Yukarda görülen iki alan da aynı bilgiyi içerir. Ancak rakamlar kullanıldığında iletişim çok hızlı bir frekansa erişir.”

Yıldız

Gecenin parlak ışıltılarını hatırlatan yıldız, sembolik olarak evrenin sonsuzluğunu, uzaktaki bir noktayı ve değeri ifade eder. Parıltının, ışığın, aydınlığın ve umudun formudur. Bir değer ifadesi olarak önemli bir sembol niteliği taşımış ve ülke bayraklarında sıkça kullanılmıştır. Bir şeyin değerlendirilmesinde çoğunlukla yıldız kullanılır. Sinema eleştirilerinde veya takım oyunlarındaki sporcuların değerlendirilmesinde, yıldız vererek değerlendirmek oldukça yaygındır. Form olarak aktif, erişilemez, elle tutulamaz ve dışa yayılan bir görsel dile sahip olan yıldız, farklı inanış ve kültürlerde değişik köşe sayılarıyla karşımıza çıkar. Yıldızın köşe sayıları aynı olsa dahi, duruş yönlerinin farkı bile değişik anlamlara sahip olabilir. 

Farklı kültür ve inanışların değişik işlevler için kullandığı bu yıldızlar, zaman zaman dekoratif amaçlar için kullanılmış ancak çoğu kez sembolik anlamları üzerinde barındırmıştır. Yıldız çizimleri en az üç köşeli olarak karşımıza çıkar ve köşe sayıları arttıkça ortasında oluşan görünme dairesel form optik bir aldanma ile belirginleşir. 

Pentagram olarak da anılan beş köşeli yıldız, sıklıkla kullanılan ve en yaygın yıldız formudur. Bu form insan bağlantılı açılımlara sahiptir, insan vücudunun beş temel uzantısı, beş parmak, beş duyu vb. Baş aşağı duran bir pentagram ise, ortaçağda karşımıza çıkan bir büyü sembolüdür. Kötü anlamlar yüklenen ters yıldız “Kara El” anlamı taşır, çoğu kez ölümü simgelemek için kullanılmıştır. Bu yıldız biçiminin satanist düşünceyle özdeşleştiği ve bu yaklaşım biçimiyle ilgili konularda sıkça kullanıldığı bir gerçektir. İç içe geçmiş iki dört köşeli yıldız saydam olarak birleştirildiğinde sekiz köşeli bir başka yıldızı oluşturur ki, bu şekil geleneksel Selçuklu ve Osmanlı sanatında görülür.
Aynı iki dört köşeli yıldız birbirini örten şekilde birleştirildiğinde yönleri belirten bir rüzgargülü halini alır. 

Dairesel bir alan içindeki negatif bir üç köşeli yıldız şekli ortaçağ’da “Baba, oğul ve kutsal ruh” üçlemesinin sembolü olarak kullanılmıştır. Eşkenar dörtgenlerden oluşan üç köşeli yıldız ise kuzey ülkelerinde her şeye gücü yeten kudretin sembolü olduğu gibi, aynı zamanda çok eski bir Japon aile amblemidir.

Etiopyadaki bir kaya resminde iç içe geçmiş kareler yıldız şeklinde kullanılmıştır. Üç köşeli iki üçgenin üst üste binmesi ile oluşmuş Davud Yıldızı yada Süleyman’ın mührü, farklı yorumlamalar ile karşımıza çıkar. Heptagram formu 7 uğurlu rakamının bir simgesi olarak kullanılmış ve Avrupa’da iyi bir gelecek ve şans getirmesi için evlere koyulmuştur. 

İki kareden oluşan sekiz köşeli yıldız, İtalya’nın Adriyatik kıyısındaki tarihi şehir Ravenna’daki mozaiklerde yoğun şekilde kullanılmıştır. Ayrıca Orta Asya’da üzüntü ve cefa sembolü olarak da kullanıldığı gözlenir.

Farklı biçimsel bileşimlerle ortaya çıkan yıldızlar, bazen bir Gana halk motifinde daireyle birleştirilmiş, bazen Rusya’da olduğu gibi formun çağrışımları etken olmuş, “örümcek yıldızı” şeklinde anılmış, bazen de çiçeğe benzetilmiş, üretkenlik sembolü halini alarak “Çiçek Yıldızı” olarak anılmıştır. Halı dokumalarında pek çok farklı yapıya erişen yıldız en çok kullanılan geometrik formların başında gelir.

Semiyoloji’de Temel Formlar ve Anlamları

Daire,kare, üçgen gibi temel formlar, her ne kadar soyut özellikler taşısalar da, binlerce yıldır sembolik anlatımlar için en çok başvurulan biçimler olmuştur. Bu formlar farklı şekil ve ilişkilerde düzenlenerek çok karmaşık anlayış ve kavramlar sembolize edilmeye çalışılmıştır. 

Çevremizi kaplayan boşluk içinde kendini bir nokta olarak algılayan insanoğlu, aynı zamanda kendini tüm evrenin merkezinde hissetmiş, kendi bakış açısını sembollerle bütünleştirmiştir. Bunun yanı sıra insanoğlu kendini yer ile gök arasında konumlandırmış, böylece kendini tanımlamaya çalışmıştır. Kendine varoluş ve yok oluş gibi soruları binlerce yıldır soran ve bu çözümleme üzerinde çalışan insan, sembollerin soyut formlarından yararlanarak açıklamalar üretmek yoluna gitmiştir. Tüm bu sorunsal, gerek halk kültürü gerekse masal ve mitoloji
yardımıyla günümüze kadar kuşaklar boyu aktarılarak sürdürülmüştür. Hint Tantrası, doğum gerçeğinden hareketle varoluş simgesi olarak sivri ucu aşağıya bakan bir üçgen içindeki nokta ile hayatı ve varlığı sembolize etmiştir. Doğum dünyaya gelişin en somut göstergesidir. Kadın cinsel organının simgeleştirildiği ve varlığın bir noktada görselleştirildiği bu simgenin benzerleri Anadolu kültüründe ve ana tanrıça sembollerinde de karşımıza çıkar.

Bir daire içerisine yerleştirilmiş bir kare formu ise Budist inanışa göre evrenin sembolüdür. Üçgen kare ve daire formları, mutlak ve temel formlar olarak bilinir ve ortak anlamlar ile yüklenmiş sembollere sıkça rastlanır. Üçgen akıl, parıltı, dikkat ve ilgi gibi anlamlara sahipken, kare dört yönü, dört mevsimi, sağlamlık, gerçek ve somut olanı temsil eder. Bunun yanı sıra daire daha soyut ve sonsuz bir yapıya sahiptir. Sıfır sayısı ile bu örtüşmesinin ardında benzer ilişkiler ve matematikte sıfırın soyutluğu yatar. Daire evrenin ve sonsuzluğun
formudur. Budist inanışın kare ve daire ilişkisi tüm diyalektik sorunsalı
özetler niteliktedir. Yaşamın somut kısmı, yani insan ve onun hayat gerçeği bir kareyle sembolize edilmiştir. Bunun yanı sıra onun etrafında, onu çevreleyen bir bilinmez, soyut bir oluşum, sonsuz evren ve sonsuzluk mevcuttur. Salt bu sembol üzerinden bile Budist felsefe anlatılarak sonsuz uzantıları duyumsanabilir.

Benzer sembol Çin ve Japonya’da da yoğun bir şekilde kullanılır. Kare dünya üzerindeki toprağı ve dört yönü tanımlarken, daire ise tüm bilinmezliği ile sonsuz evreni tanımlar. Çin’de MS 62~1900 yılları arasında kullanılan ve ‘Cash’ olarak adlandırılan para, daire formundaydı ve ortasında kare bir boşluk vardı. Daire cenneti, kare ise dünyayı sembolize ediyordu.

Sembolik Olarak Göz ve Görsellik

“Görerek algılamanın organı olan gözlerin, Taoizm felsefesinde güneş ve
ay ile özdeşleştirildiği görülmektedir. Sağ gözün güneş, hareket ve gelecekle, sol gözün ise ay, Pasifik ve geçmişle ilişkili olduğu ileri sürülür.”

Başı ve sonu olmayan bir daire sonsuzluk sembolüdür; kendi içinde kapalı
bir şeyin resmi, evrenin, dünyanın merkezinin resmidir. Dairesel bir hedef, güneşi resmetmenin en çarpıcı yoludur. Göğe gönderme yapan dairenin aksine kare, çeşitli halklar için, dünyanın sembolüdür.

Göz, güneşi, Tanrı’yı ve Tanrı’nın gören gözünü, her zaman izlenmeyi simgeleyen bir sembol olarak karşımıza çıkar. Dünya üzerinde farklı kültür, din ve ülkelerde kimi zaman şansı ve iyilikleri ifade ettiği gibi, şeytanı ve kötülükleri simgelerken de göze rastlarız.

“Örneğin Nepal’deki Budist Stupasında dört yöndeki gözler, tüm yönlerde,
her yerde, her şeyi gören Buda’yı simgeler. İslam sanatında da göz önemli bir eleman olarak kullanılmış ve bir bezeme motifi olarak uygulamalarda yer almıştır. Portekizli denizciler, balıkçı teknelerinin pruvalarına göz resimleri yaparlar. Bu gözlerin şeytanın yarattığı kötülükleri görerek onlardan koruyacağına inanırlar.

İslam inanışında “Kalp gözü insanın Tanrı’yı, Tanrının da insanı gördüğü
gözdür” denir. El ve göz Tanrı’nın elini ve gözünü temsil eder. Göz önce ve sonra da gören; el ise, kader, yenilik ve gücün yanı sıra, beş parmak ile
İslam’ın beş şartını sembolize eder.

Örneğin, Mısır kültüründe kutsal ve sihirli bir gücü olduğuna inanılan gökyüzü, ışık, Güneş Tanrısı Horusun gözü, iyi şans getirdiğine inanılan bir semboldü, mavi-yeşil renkte kullanılan bu sembol Mısırlı katipler tarafından iyi şans getirmesi için yazıtlara eklenirdi. Gözler Mısır sanatının da önemli birer öğesiydi. Gözler hep abartılı şekilde profilden çizilir ve güçlü bir eleman olarak resimlerde yer alırdı. Mısır sanatında sıkça kullanılan şahin ve baykuş’un en önemli nitelikleri iyi görebilmeleriydi.

Eski Türkler dünyanın dört yönünü renkler kullanarak belirtmişlerdir. Halı üzeri dokuma figürlerinde Göçerliğin ve yayılmanın simgesi olarak deve motifi kullanıyorlardı. Eski geleneğimizde renkleri, motifleri, kumaşın cinsi ve elde tutuluş biçimi ile mendiller, farklı anlamlar taşıyor ve sevgililer arasında
sözsüz, yazısız bir iletişim boyutu yaratıyordu. Beyaz mendil “seni seviyorum”, mor mendil “hayatım senindir” anlamını taşıyordu.

İşaretlerle ve sembollerle yaşamımızın her anında yüz yüzeyiz. İşaret ve
semboller kimi zaman bizi yönlendiren, kimi zaman karar verme sürecinde etkili, kimi zaman bilgi veren işlevleriyle karşımıza çıkarlar. Gündelik hayatın her anında çamaşırları yıkamadan ya da ütülemeden önce, televizyonumuzun uzaktan kumandasında, otomobilimizin gösterge tablosunda görsel iletişim hep başroldedir.

Grafik tasarım bir bakıma semboller sanatıdır. Kültürlerarası etkileşimler oluşturabilir, akılda kalıcıdır, az ama öz biçimlendirilmiş sembolik yaklaşımlar daha kolay hatırlanabilir. 

Ateş, Su, Hava, Toprak ve Dünya

Ortaçağda alfabetik özellikleri olmayan sembol ve işaretlerin kullanımı oldukça yaygındı. Bu işaretler bilimin çeşitli alanlarında, özellikle kimyada yoğun şekilde kullanıldı. Kimi zaman form ilişkileri çok sağlıklı temellere dayanmasa da, bazı element ve nesneler temel formlarla anlatıldı ve bunlar kendi içlerinde ilişkilendirildi. Ortaçağda temel dört element olan ateş, su, hava ve toprak, çeşitli şekillerde ifade edildi. Ateş sembolü aynı zamanda kolera hastalığı, sinirlilik için de kullanıldı. Aynı şekilde su sembolü neşeliliğin, toprak ise melankolikliğin anlatımında yararlanılan sembollerdendi. Genişletilmiş anlamıyla ezoterik, doğa, astroloji ve bilim dallarıyla ilişkili olarak algılandı. Bu sembollerin birleşimi biçim olarak bütünleşmesi, anlam olarak ta bütünlükle örtüştü. Örneğin bu dört temel elemanın birleşimi dünya anlamındadır. Bazen aynı anlatım daire formuyla da anlatılmıştır. Ateş ve güneş arasındaki ilişki gibi su sembolü ve hava sembolüne mantıksal olarak ilişkilendirilmiştir. Toprak sembolü ve dünya sembolü arasındaki biçimsel ilişki ise oldukça ilginçtir. Dünya, adeta üzerinde varlık (canlı) olan gezegen olarak sembolize edilmiştir. Ortaçağda kimya biliminde aynı maddelerin farklı biçimlerde anlatıldığı, değişik ve gizemli anlamlar taşıdığı bilinmektedir.

Özge Mardi Bayar
Atölye İzmir Kurucusu / Sanat Yönetmeni